ÖMÜR BOYU GENÇLİK MESELESİ ON BİR FUTBOL ÖYKÜSÜ

  • ÖMÜR BOYU GENÇLİK MESELESİ ON BİR FUTBOL ÖYKÜSÜ

    Posted by romankahramanlari on 11 Temmuz 2024 at 12:43

    ÖMÜR BOYU GENÇLİK MESELESİ ON BİR FUTBOL ÖYKÜSÜ –
    JOSÉ CAMILO CELA*

    Makale Yazarı: Hande Ortaç

    *Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Nisan/Haziran 2014) 18. sayıda yayımlanmıştır.

    “Belki de günün birinde takvimin yaşı ölçmediği ortaya çıkacak.” (1)

    Nobel ödüllü İspanyol edebiyatçı José Camilo Cela tarafından 1963 yılında yazılan On Bir Futbol Öyküsü,* futbolun sahada oynanan teknik tarafını değil, futbol kültür ve endüstrisini oluşturan öğeleri konu ediniyor. Yazar masalsı bir sembolizmle futbolu yaratan ilişkiler bütünüyle dalgasını geçerken endüstriyi de kıyasıya eleştiriyor. Fakat bunu öyle bir estetikle yapıyor ki #gizlieleştiriler dönemin faşist sansürüne takılmadan halkla buluşmayı başarıyor.

    Futbol hep hayatın merkezinde. Hele I. Dünya Savaşının ardından kanlı bir iç savaşa sahne olan #İspanya’nın, #savaşsonrası içine düştüğü #faşist #Franco cenderesinde, halkın futboldan ve boğa güreşinden başka eğlencesi olmadığı yıllarda, girişteki alıntıyı doğrularcasına, insanın yaşını takvim yaprakları değil, tutkuları ve hayat enerjisi belirliyor ve bunların fitilini ateşleyen etkinliklerden biri de #futbol. Futbolun yaşı yok. Genç yaşlı herkesin ortak paydası olan futbolun oynandığı her an herkes aynı yaşta.

    José Camilo Cela, İspanyol edebiyatının önemli figürlerinden biri. 1916 yılında doğumundan 2002 yılında ölümüne kadar, I. Dünya Savaşı, #İspanyoliçsavaşı ve ardından #diktatör Franco dönemi ve sonrasındaki yapılanma süreci boyunca İspanya sınırları içinde kalarak mücadele etmeyi seçmiş bir entelektüel. Özellikle Franco dönemi sonrası İspanyol kimliğinin yeniden yapılanması, bu kimliği meydana getiren halkların tek bir çatı altında birleşirken, özvarlıklarını; yani dillerini ve kültürlerini yaşatabilmeleri için önemli akademik çalışmalar da yapmış bir teorisyen. Bu kadar karmaşık ve karamsar bir politik iklimde yaşamış olması ve İspanya’yı birçok dönemdaşının aksine terk etmemesinin edebiyatına önemli etkileri olmuştur. Yazdığı metinler yoğun #sansür altında uzun yıllar yayınlanamamıştır. Yayınlanan metinlerinde de sansürü aşabilmek için #çokkatmanlı ve #derinliklisemboller, #fabl ve ironiyi kullanarak kendine ait bir tarz inşa etmiştir. 1989 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü, 1995 yılında Cervantes Ödülünü kazanmıştır. On Bir Futbol Öyküsü #masalsı bir anlatımla fabla sırtını dayayan, #çocukkitabı kisvesiyle yazılmış, aslında futbol üzerinden İspanyol günlük hayatını konu eden bir öykü kitabıdır.

    Futbolla ilgili yaygın bir söz vardır: “Futbolu izlemeye ve anlamaya topu takip etmeyi bıraktığınızda başlarsınız.” (2) Topu takip etme durumunu, bir sanat metninde okuyucuyu kahramanın peşine takarak her şeyi onun gözünden gösteren; coşkuyu, acıyı, suçu ve tabii ki hak ettiği ölçüde cezayı kahramanla yaşatan ve böylece okurun #katharsis’e ulaşmasını sağlayarak okuru sağaltan klasik metinlere benzetebiliriz. Bu tarz metinlerde tek bir merkez vardır. O merkezde de #anakarakter durmaktadır. Anlatıda yer alan diğer tüm karakterler ana karakterin kaderini gerçekleştirmesine hizmet ederler. Varoluşlarının tek amacı budur. Bu sebeple klasik metinlerde yer alan diğer karakterler tek boyutludur ve çatışmayı tırmandırmak, sondaki etkiyi arttırmak için ya salt iyidirler ya da tartışmasız kötü. Doğalarının sebebi sorgulanmaz. Tıpkı, klasik metinlerdeki hikâyenin peşinden sürüklenerek kendinden geçen okur gibi #topunpeşinden giden seyirci de futbolcunun çalımlarını, gerilen kaslarıyla zafere koşuşunu, yediği tekmeyle acıyı ve hayal kırıklığını, #haksızlığauğramışlık duygusuyla umutsuzca hakemin üstüne yürümesini, asabiyetle çimenlere saçılan terin yorgunluğunu, gol olursa mutluluğu, başarıyı; eğer karşı takımı tutuyorsa yenilgiyi ve üzüntüyü futbolcularla birlikte, hatta yıldız futbolcunun gözünden yaşar. O futbolcunun #hayalkırıklığı tüm taraftarların üzüntüsüdür artık. Hakeme ya da diğer takımın oyuncusuna ve tabii ki karşı takım taraftarına ağız dolusu edilen küfürler, kahramanın amacına ulaşamamasının, kendini gerçekleştirememesinin bir sonucudur. Hayattan bunun acısı çıkartılmalıdır. #Hakem eğer #futbolcu lehine karar veriyorsa ondan iyisi yoktur. Eğer kararı kahramanın aleyhine vermişse tartışmasız dünyanın en kötü hakemi maçı yönetmektedir.

    “Yüz binlerce belki de milyonlarca İspanyol pazartesi, salı ve çarşamba günlerindeki tüm güçlerini geçmiş maçlarda atılan gollerin yorumunu yaparak harcarlar, perşembe, cuma ve cumartesi günlerindeki tüm yaratıcılıklarını da gelecek futbol maçlarında neler olacağını tahmin etmek için kullanırlar. Pazar günleri dinlenirler ve futbol maçına giderler; #acıçekmek ya da başkalarının acı çekmesini izleyerek onur içinde eğlenmek için.” (3)

    Kendisi de küçük yaşlarda futbol oynayan Cela, On Bir Futbol Öyküsü kitabındaki metinleri 1963 yılında böyle bir toplumsal gerçeklik içinde yazıyor. Günümüzde de değişmeyen bu özdeşleşme halinin o yıllarda üstünü örttüğü toplumsal koşullar; Franco rejiminin aman vermez baskıları, sansür, ulus kavramının henüz netlik kazanmadığı bölgesel milliyetçiliğin en koyu yaşandığı tartışmalardır. Futbolun #afyonetkisi, varoluşsal sorunları unutturarak yaşamı kolaylaştıran, tartışmayı ve gerilimi ana sorun hattından yapay tartışma zeminine aktararak toplumsal katharsis’in farklı bir boyutta yaşanmasını sağlıyor, böylece halkın rejimin getirdiği baskılara ve hayatın zorluğuna bir nebze katlanmasına hizmet ediyordu. #Aristoteles’in #Poetika kitabında “Tragedyanın ödevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan temizlemektir” cümlesiyle ortaya koyduğu katharsis (4) kavramının modern çağdaki aracıdır futbol. Bunun çok farkında olan Cela, On Bir Futbol Öyküsü’nde okurun topun peşinden koşturmasını istemiyor. Tam tersine topu saklıyor. Okuru #tribünde oturtuyor ve başını toptan kaldırıp etrafa bakmasını sağlıyor. Böylece futbolu meydana getiren tüm yapılar boyut kazanıyor. Top artık bir amaç olmaktan çıkıyor ve hayatta kalmanın aracı oluyor. Çünkü Cela için de futbol hayattır ama toptan fazlasıdır bu, golden fazlası, futbolculardan daha da fazlasıdır. İspanya’nın, barındırdığı kültürlerin, boğa güreşinin, gündelik hayatın, yaşlıların ve gençlerin, endüstrinin ve halkın, hepsinin toplamından daha fazlasıdır. Futbol İspanyol hayatının ta kendisidir. İçinde eleştiriyi barındırdığı kadar coşkuyu, mutluluğu ve yaşama sevincini de barındırır. Bu ikiliği ortaya çıkarmak için kitabı Pepe adında bir çocuğa masal anlatırmış gibi kurar. Hikâyeler futboldaki on bir oyuncuyu temsilen on bir adettir.

    Kitabın yazıldığı #1963 yılı İspanyol futbolu için de önemli yıllardır. 1960 yılındaki #DünyaKupası‘nda İspanya Rusya’yla birlikte finale kalır. Franco, millî takımın Rusya’yla maça çıkmasını kabul etmez ve takım diskalifiye olur. Böylece o sene kupayı kaldıran taraf Rusya’dır. 1964 yılında Dünya Kupası’nın bu seferki ev sahibi İspanya’dır. Finalde yine Rusya ve İspanya karşı karşıya kalır. Franco’nun izniyle maça çıkan İspanyol millî takımı Rusya’yı yenerek kupayı kaldırır. Halk o senelerde de futbolla yatar, futbolla nefes alır.

    Cela için futbol mutlaka üzerine yazılması gereken bir konu. On bir öykü, “#Defter” adı altında dört farklı gruba ayrılmış. Birinci defterin adı #Borsa, ikinci defter Juan Tarafé’nin Talihi, üçüncü defter #Tay, dördüncü defterse #YalnızlıkveRastlantı olarak adlandırılmış.

    Kitapta yer alan öyküler çok kısa olmakla birlikte #matruşka bebekler gibi okudukça yeni anlamlar doğuruyorlar. Bu çok boyutluluğu sağlayan en önemli etkenlerden biri karakterlerin vücut bulduğu hayvanlar…

    “…geçirdiği bütün değişimlerden sonra #altınkoyun, futbolcuya dönüştü; seçilmiş kişiler için kendilerini gerçekleştirecekleri dekor hiç önemli değildir. Estanislao söyleneni yapar, duygusal, içgüdüsel, sert ve atletik yapılıdır.” (5)

    Ayrıca her metnin başına ünlü edebiyatçı, sanatçı ve düşünürlerden alıntılar yerleştirilmiştir. Bu cümleler öykülerdeki anlamın güçlenmesini sağlamış. #LaFontaine, #Picasso, #Disraeli, #Cervantes gibi kişilerden alınmış cümleler bazen akan metinle ironik bir zıtlık oluşturuyor, bazen de hikâyenin duygusunu iyice kalaylıyor.

    Cela’nın edebiyatında İspanyol gündelik hayatının en önemli parçalarından biri olan #boğagüreşleri de çok önemlidir. Yazar #AltınKoyunMasalı adlı hikâyesinde futbol ve boğa güreşiyle ilgili bir benzerlik kurmaktan kaçınmaz.

    “Boğalar için #soyluluk neyse futbolcular için de ‘#klas’ odur. Çok çok soylu boğalar olduğu gibi, çok çok klas futbolcular da vardır. Oysa başka boğalar yalnızca genç boğacıklar, kasaplık et, mevsim sonuna doğru elden çıkartılacak ucuz hayvanlardır. Boğalarda soyluluk yalnızca savaşma gücü değildir. Futbolcuların ‘klas’ı için de durum aynı. Çok soğukkanlı ve çok ‘klas’ futbolcular vardır, yürekli olacaklarına bilge olmuşlardır.” (6)

    #Futbolcular Kent Koruyucusunun Nakaratı adlı öyküde #şehrinkoruyucuları olurlar;
    “Kentin kapılarında dur, Dominico Fernandez ve bir kurt gibi ya da kız kardeşinin kralın metresi olduğunu bilmeyen bir gladyatör gibi savaşarak ölmeye hazırla kendini.” (7)

    Karnaval Zamanı Bir Köpek Gibi öyküsünde başarısızlığından dolayı cezalandırılan bir #karnaval eğlencesi;
    “Maç bittikten sonra Uncuk lakabıyla anılan Bay Tronchon’u örtünün ortasına yerleştirdiler ve havaya fırlatarak zavallıyla eğlenmeye başladılar, karnavalda köpeklere yaptıkları gibi.” (8)

    Cela kitap boyunca hiçbir zaman #Pepe’ye masal anlattığını unutturmuyor ve karşısında kendini dinlediğini varsaydığı çocuğu eğlendirmek, hikâyesine pür dikkat bağlanmasını sağlamak için çeşitli ses oyunları yapabileceği uzun, anlamsız ve tekrarlı karakter isimleriyle sadece anlatının masal tarafıyla ilgilenen okurunun dikkatini de canlı tutmayı başarıyor.

    Kitapta #politikarkaplan, yoğun #güldürü öğeleriyle işlenerek okura fark ettirmeden ustalıkla yapılandırılıyor. Tek bir merkez, bir yıldız oyuncu, tek bir hikâye yok anlatılanlarda. Tıpkı gerçek hayattaki gibi endüstrinin olmazsa olmaz dişlileri, para babaları, ünlü olabilmek için hayatını kurban eden çok fakir futbolcular, her şeyi futbola bağlı seyirciler, seyircisiz olamayacak takımlar, takımları var eden spor adamları, onlar sayesinde dönen futbol borsası ve borsasız para kazanamayacak olan para babaları… Dişliler birbirine ne kadar giriftse çark o kadar başdöndürücü bir hızla dönüyor ve daha çok büyülüyor.

    Konu futbol olduğu ve ne yazık ki günümüzde bile kadınların yardımcı oyunculuktan öteye gidemediği bir durumda, Cela’nın kitabında da #kadınlar hakkında ciddi bir temsiliyet sorunu olduğunu söylemek gerek. Kadınlar hikâyelerde genellikle #yankarakter olarak yer alıyorlar ve cinsellikleriyle ön plandalar. Kitap boyunca kadınlar ya evde bekleyen sevgili, ya mahallede konuşmayan en fazla ağladığı için sesini duyurabilen bir figür, nişanlı ya da gelin, endüstride önemli rolü olmayan mistik bir karakter olarak karşımıza çıkıyorlar. Sadece ilk öyküdeki #Gildarda diğer kadın karakterlerden olumsuzlanmasıyla ayrılıyor. Gildarda yaşlı ve dul olarak doğmuş bir kadındır. Mahalledeki arkadaşının adı da, yazarın kendisine yaptığı göndermeyle, Camilo’dur. Gildarda ne kadar yaşlıysa onunla yaşıt olan Camilo o kadar gençtir. Gildarda ağlamaklı suratıyla futbol sahasının etrafında dolaşırken içindeki tüm hayat enerjisiyle Camilo, Gildarda’dan bir şut atmasını ve bu hareketiyle oyuna dahil olmasını ister. Böylece on sekiz yaşında takılı kalmış Camilo gibi yaşlı Gildarda da gençleşip on sekiz yaşına dönecektir. İşte bu seslenmeyle Cela, futbolun insanı canlı tuttuğunu anlatır. Bütün bir kitabın özeti gibidir bu çağrı. Gildarda ise kitabın devamındaki kadın karakterlerden oyunbozan, gittikçe yaşlanan, gidişata karşı koyan eksikli bir kadın olarak ayrılır.

    José Camilo Cela’nın kitaplarının Türkçede baskıları tükenmiş durumda. Sadece sahaflardan bulunabiliyor, o da şanslıysanız. İronik anlatımını, dilinin eşsiz rengini ve canlılığını en kısa zamanda dilimizde tekrar okumak dileğiyle…

    NOTLAR:
    * Camilo José Cela, On Bir Futbol Öyküsü, çeviren: Arzu Etensel İldem (İstanbul: Can Yayınları, 1994).
    (1) Cela, s. 12.
    (2) İlk olarak Prof. Dr. Acar Baltaş tarafından verilen bir konferansta duyduğum bu söze, daha sonra farklı kaynaklarda da rastladım ama ilk duyduğum kişiyi kaynak olarak almayı tercih ediyorum. Baltaş, bir süre Türk A Milli Futbol takımı ve Galatasaray Futbol takımının psikolojik danışmanlığını yapmıştır.

    #Nobelödüllü #İspanyoledebiyatçı #futbolkültürü #futbolendüstrisi #Futbolunyaşıyok

    romankahramanlari replied 1 year, 9 months ago 1 Member · 0 Replies
  • 0 Replies

Sorry, there were no replies found.

Reply to: romankahramanlari
ÖMÜR BOYU GENÇLİK MESELESİ ON BİR FUTBOL ÖYKÜSÜ –…
Cancel
Your information:

Start of Discussion
0 of 0 replies June 2018
Now