Roman Kahramanları
Küçük Prens: Bir Prens, Bir Küçücük, Bir Koskocaman
-
Küçük Prens: Bir Prens, Bir Küçücük, Bir Koskocaman
Bir Prens, Bir Küçücük, Bir Koskocaman*
Makale Yazarı: Mustafa Ziyalan
*Bu makale Roman Kahramanları (Ekim / Aralık 2010) 4. sayıda yayımlanmıştır.
Gezegenin güneşinden geçerek buralara gelmiş, çökmüş,
kayalaşmaya yüz tutmuş ya da kaya taşmaya çalışan bir canlı biçimi olabilir:
Örneğin o soyu tükenen kuşlardan biri.
Ansızın içimizde beliren bir sezgi:
Bu gezegende bütün yanmış kuşlara Antoine de Saint Exupery denir.
Varsa, bu sezginin anlamını çözebiliriz dilerim.Şöyle başlıyordu bir şiirim:
Anam babam çoktan unutmuştur beni
olsam olsam kanamalara konu oluyorum“kemgöz analarda
bıyıklar babalarda”dirençli bir kızıla boyuyorum evreni
şuncacık bedenimle boyasam boyasam“burnum kanar kokulara dayanamaz
gözüm kanar korkulara dayanamaz”kem yerleri imliyorum silinmezce damgalıyorum
beneklerle çizgilerle lekelerle de olsa“şiş şiş kafalarda
çirkinliğim ortalarda”bambaşka bedenlerin çizimine yöneliyorum
Antoine de Saint Exupery Küçük Prens’i New York’ta yazmıştı. Şimdi de Paris’ten aldığım Küçük Prens figürü New York’taki penceremin pervazında, Gümüş Sörfçü’nün yanında duruyor, bana bakıyor, ikisinin de gezegenlerinden uzakta, sürgünde olmaları rastlantı değil.
Sarışınlığına karşın Küçük Prens’i hep kendimize benzer biri gibi düşünebiliriz; onca güneşsi bir sarışınlık olmasına karşın, uzaklaştıran, ayıran, ayrımcılık yapan bir sarışınlık değildir bence onunki. Örneğin, bir zamanlar, ben küçükken, ufacıkken birilerinin bana bir oyunda Küçük Prens’i oynatmayı düşünmüş olduğunu duymuştum. Hangi tiyatrodan olduklarını anımsamıyorum. Sonuçta beni de Küçük Prens’e benzeten birileri çıkmıştı. Annem önerilerini kabul etmiş olsaydı, ben de işte Türkiyeli, Akdenizli, Ortadoğulu bir Küçük Prens olacaktım.
Evet, hepimiz biraz dünyaya düşmüşüzdür.
Küçük Prens benim için birçok, neredeyse sonsuz şey arasında öncelikle büyümeye ilişkin kaygılara, korkulara ilişkin bir imge olagelmiştir. Çocukken bütün olasılıklar, seçenekler elimizdedir. Büyümek karar vermeyi, seçmeyi, bunu yaparken de birçok olasılığı, seçeneği reddetmeyi, sonuçta da çoğunlukla dönüşşüz biçimde yitirmeyi gerektirir. Aslında karararak, kuruyarak, yoksullaşarak büyürüz. Çocuklukta direnmek yetişkinlikle, dahası yaşamla bağdaşmaz. Küçük Prens işte tam da bu nedenle büyüklere bakılırsa ölür, çocuklara bakılırsa gezegenine geri döner.
Hemen her çocuk renklere, çizgilere, seslere, sözcüklere ilişkin kendine özgü, biricik bir yaklaşımla doğar. Önce kendi sözcüklerini, kendi dilini oluşturur. Bu dilden vazgeçerek, renklerin, çizgilerin, sözcüklerin, dahası dilin orta malı anlamlarını ve söz dizimini kabul ederek, aslında şiirden, şiirinden vazgeçerek büyür. Boyun eğdiğinin ayrımındaysa, yeterince büyümemiş olduğu düşünülür. Küçük Prens benim için sanatın, şiirin yetişkinlikle, yetişkinliğimizde bize dayatılan gündelik yaşamla bağdaşmasının ne denli güç olduğuna işaret eden bir imge olmuştur. Bu nedenle, ilk bakışta şapka gibi görünen resmin aslında fil yutmuş bir boğa yılanı olduğunu düşündüğümde, öyle düşünmekte ayak dirediğimde, bana bir türlü büyümediğim, olgunlaşmadığım, vb. söylendiğinde, bir tek, biricik bir yandaşım olduğunu düşünebilmişimdir.
Küçük Prens’in kişi olarak, kişilik olarak bana en çok düşündürmüş olduğu şeylerden biri de, sevgiyle, aşkla emeğin ilişkisidir. Onun gezegeniyle, en önemlisi gülüyle olan ilişkisini, gülüne olan ilgisinden, onun bağlamında harcadığı emekten bağımsız olarak düşünememişimdir hiç. Emekle sevgi arasındaki ilişkiyi bana Kafkas Tebeşir Dairesi’ndeki Yargıç Azdak’tan çok daha önce düşündüren, Küçük Prens’tir.
Bir de, belki de en önemlisi, umuttur benim için Küçük Prens. Ancak Küçük Prens’teki gibi bir umutla onun ölmediğine, gezegenine geri gittiğine inanabiliriz. Ne Exupery’in önce künyesinin, sonra da uçağının bunca yıl sonra #Marsilya açıklarında bulunması, ne de onu vurup düşüren Alman pilotunun sonunda ortaya çıkması böylesine bir umudu zedeleyebilir. Unutmayın, Exupery’nin bedeni de Küçük Prensin bedeni gibi hiç bulunamadı. Bütün bunlar hiç olmazsa kimi sürgünlüklerin günün birinde sona erebileceğine ilişkin umudumuzu sürdürmemize yardımcı olabilir.
Hem, neden olmasın: Evet, hepimiz günün birinde kendi gezegenimize dönebiliriz.
Unutmadan, yazının başında andığım şiirim şöyle bitiyordu:
Hem kan istiyorum artık şarıl şarıl bol taneli bir kan
içinde inciler olsun istiyorum Küçük Prensin
yıldızlarından#sayı4 #GümüşSörfçü #KafkasTebeşirDairesi #MustafaZiyalan #AntoinedeSaintExupery #KüçükPrens #Exupery #yargıçAzdak

Sorry, there were no replies found.