Roman Kahramanları
“KAYIP ZAMAN”I ARAYAN ANLATICI İLE “SALYANGOZ BURUNLU, KEÇİ SAKALLI” YAZAR BERGOTTE
-
“KAYIP ZAMAN”I ARAYAN ANLATICI İLE “SALYANGOZ BURUNLU, KEÇİ SAKALLI” YAZAR BERGOTTE
“KAYIP ZAMAN”I ARAYAN ANLATICI İLE
“SALYANGOZ BURUNLU, KEÇİ SAKALLI” YAZAR BERGOTTE*Makale Yazarı: Mehmet Rifat
*Bu makale ROMAN KAHRAMANLARI (Temmuz/ Eylül 2010) 3. sayıda yayımlanmıştır.
Marcel Proust’a göre her insan bir muammadır. İnsanlar üstünde gözlemde bulunan bir kimse, ister psikolog olsun ister ahlak hakkında yazılar kaleme alan bir yazar, onların gerçek kimliğini tam olarak “okuyamaz”, çünkü Proust gözlemlenen insanın, ne olduğunu ya da ne bildiğini gizlemek, göstermemek, belli etmemek, saklamak istediğine inanır. Bu nedenle de Kayıp Zamanın İzinde (À la recherche du temps perdu) adlı yedi ciltten oluşan başyapıtında, Proust, bir bakıma kendisini simgeleyen Anlatıcı aracılığıyla insanların dünyasına hep kuşkuyla yaklaşır, onlar hakkında edinebildiği bilgileri, daha doğrusu onların çevrelerine yaydıkları göstergeleri çözümleyerek (deşifre ederek) ve yorumlayarak içinde yaşadığı kibarlar dünyasını ve bu dünyaya özgü aşk dünyası ile sanat dünyasını anlamlandırmaya çalışır.
Anlatıcı kibarlar dünyasına, aşk dünyasına ve sanat dünyasına özgü göstergelerin ne anlamlara gelebileceğini zaman içinde öğrenecek ve böylece yazarlığa uzanan yolu adım adım kat edecektir.
Anlatıcının çeşitli anlardaki Benliklerinin hem kendine hem de çevresine bakışıyla ve bu bakışa bağlı yorumlarla kurulan Kayıp Zamanın İzinde’de beş yüzü aşkın kişi dolaşıma girer. Yapıtta adı ancak iki kez o da dolaylı olarak geçen Anlatıcıyı ve ailesini ayrı tutup öteki kişi adlarının yapıt içindeki kullanım sıklığına bakacak olursak Anlatıcının bakışına göre oluşan roman kişileri arasında bir aşama sırasının (hiyerarşinin) bulunduğunu da gözlemleriz.
Bilgisayar aracılığıyla yapılan döküm sonucu À la recherche du temps perdu’deki başlıca kişi adlarının kullanım sıklığı şöyle belirlenmiştir (Tadié, 1983: 57):
[Anlatıcının âşık olduğu #Albertine’in, adı en çok geçen kişi olduğunu özellikle gözlemleyelim.]1.#Albertine (2360) 2. #Guermantes (1742) 3. #Swann (1643) 4. #Charlus (1294) 5. #Verdurin (1167) 6. #SaintLoup (791) 7. #Françoise (789) 8. #Odette (696) 9. #Gilberte (690) 10. #Morel (503) 11. #Bloch (476) 12. #Cambremer (400) 13. Villeparisis (397) 14. Andrée (389) 15. #Cottard (376) 16. #Brichot (311) 17.#Vinteuil (302) 18. #Norpois (300) 19. #Bergotte (299) 20. #Elstir (295) 21. #Jupien (219) 22. #Oriane (200) 23. #Rachel (169) 24. #Forcheville (167) 25. #LaBerma (154) 26. #Legrandin (150) 27. #Bontemps (125) 28. #Aimé (113)
Yukarıda da değindiğim gibi Anlatıcı (ya da #AnlatıcıKahraman), Kayıp Zamanın İzinde’nin merkezinde yer alan başlıca kişidir. Her şey onun bilincinin süzgecinden geçer; bizler okur olarak kendisini, yaşamı boyunca karşılaştığı kişi ve olaylara gösterdiği tepkilerle yavaş yavaş tanıma olanağı buluruz. #Parisli bir #burjuva ailesinin tek oğlu olduğunu öğreniriz, ama soyadının ne olduğunu bilmeyiz. Adının ne olduğuysa ancak beşinci ciltte (#Mahpus), dolaylı olarak duyurulur (bkz. Aşağıda Anlatıcıyla ilgili ayrıntılı bilgi). Öte yandan, fiziksel görünümü, öğrenim durumu hakkında da doğrudan bilgi verilmez romanda. Anlatıcının entelektüel açıdan değerini ancak resim sanatına, müziğe, edebiyata ilişkin beğenileri, gözlemleri ve yorumlarıyla anlayabiliriz.
Anlatıcı dışındaki öteki kişilerse birbirinden farklı dünyaların insanları olarak karşımıza getirilirler: Anlatıcının “Swann’ların Tarafı” dediği dünyanın insanları yüksek burjuvaziden kişiler (özellikle Swann, kızı Gilberte, Verdurin’ler ve salonlarına katılan davetiler, daha çok da Brichot ile Cottard) ile “Guermantes’ların Tarafı”nın temsil ettiği Saint-Germain muhitindeki aristokrat dünyasının kişileri (Guermantes düşesi, baron de Charlus, Madam de Villeparisis, marki Robert de Saint-Loup ve davet ettikleri kişiler). Bu iki dünyanın insanları dışında ama yine de bu dünyalarla bağlantılı olarak yazar Bergotte’u, besteci Vinteuil’ü, ressam Elstir’i, aktris La Berma’yı, Anlatıcının ailesinin hizmetkârlarını (özellikle Françoise’ı) da belirtmek gerekir. Daha alt sınıftan kişiler arasında da Anlatıcının tutulduğu Albertine ve onun kız arkadaşları, Swann’ın önce metresi sonra da karısı olan Odette, Baron de Charlus’un cinsel partnerleri Morel ile Jupien sayılabilir. (Ifri, 2008: 54-56)
Biz şimdi Kayıp Zamanın İzinde’nin kişiler dünyasını oluşturan karakterler arasından Anlatıcı ile #yazarBergotte’u daha ayrıntılı biçimde ele alacağız.
KAYIP ZAMANIN İZİNDE ’NİN ANLATICISI
“Proust araştırmacılarının birçoğu, XX. yüzyıl Fransız romanının en ünlü kişisi olarak hiç duraksamadan Kayıp Zamanın İzinde adlı büyük romanın Anlatıcısını gösterir. Biz bu saptamayı biraz daha ileri götürerek, şöyle diyelim: Kayıp Zamanın İzinde’deki Anlatıcı, soruna özellikle roman tekniği açısından bakacak olursak, bütünlüğü içinde XX. yüzyıl modern romanının en ünlü kişisidir.” (M. Rifat, 2009b: 43).
İşte bu kişinin belli başlı özelliklerini Marcel Proust ve Bir Roman Yaratmak (2009) adlı kitabımıza başvurarak vermeye çalışalım:
“Ben” diyerek öyküsünü dile getiren bir anlatı kişisidir burada söz konusu olan. Roman, Anlatıcının kronolojik bir diziliş sergilemeden birbirini izleyen “Benlik”lerinin doğuşunun, birlikte var oluşunun ve birbiriyle bağlantılarının öyküsünü sunar. Kayıp Zamanın İzinde’nin Anlatıcısı, kitabın hem konusudur hem de yazarı; önceki “#Benlik”lerinin izlediği yol bu “Benlik”lerin başarısızlıklarını alt eden sanatçının (yazarlık yeteneği giderek oluşan ya da gelişen Anlatıcının) izlediği yoldan da ayrı tutulamaz. Romanda Anlatıcının yüzüyle, yaşıyla ve medeni haliyle ilgili kesin bilgi yoktur. Kayıp Zamanın İzinde’de anlatı sürekli olarak şimdiki zaman içinde geçmişi ortaya çıkardığından, kronoloji de altüst edilmiştir: Anlatıcının yaşı da çocukluk ve olgunluk arasında gi dip gelir. Anlatıcının adı bir olasılıkla Marcel’dir: Mahpus adlı ciltte (Kayıp Zamanın İzinde’nin beşinci cildi) iki kez Marcel diye adlandırılmıştır Anlatıcı. Marcel adını bir kez Anlatıcı kullanır (kendisi için), bir kez de sevgilisi Albertine. Anlatıcının Marcel adını varsayımsal olarak kendisi için kullanışı ilk kez şöyledir:
“Albertine’in dili açılırdı, ‘Canım’ ya da ‘Canım benim’ der ve [vaftiz] adımı söylerdi; yani Anlatıcıya bu kitabın yazarının adını verecek olursak, ‘Canım Marcel’im’, ‘Canım Marcel’im benim’ derdi.” (Mahpus, 72).
İkinci kez de doğrudan Albertine’in ağzından şu sözler çıkar:
“Bisikletli bir ulak, Albertine’den sabretmemi dileyen bir not getirdiğinde, minnetim iyice arttı; o bildik, tatlı anlatımını kullanmıştı: ‘Benim canım Marcel’im, ben maalesef bu notu size götüren bisikletli ulak kadar hızlı gelemeyeceğim yanınıza; bir an önce gelebilmek için onun bisikletini almak geçiyor içimden. Size kızabileceğimi nasıl düşünebilirsiniz; benim için sizinle birlikte olmaktan daha büyük bir zevk olabilir mi? Sizinle baş başa dışarı çıkmak çok güzel olacak, bundan böyle hep baş başa çıksak daha da güzel olur. Neler kuruyorsunuz, kafanızda. Ah Marcel! Ah Marcel! Daima senin, Albertine.” (Mahpus,152-153)
Proust, Anlatıcıyı hem kendine yaklaştırmakta hem de onu kendinden uzak tutmaktadır. Demek ki, romanda kullanılan dilbilgisel açıdan birinci tekil kişi (“Je”: “Ben”) romanın birinci kişisidir. Metnin hem öznesidir hem de nesnesi. “Ben” diyerek hem değişik anlardaki kendi öyküsünü hem de tanığı olduğu olayların, gözlemlediği kişi ve olguların öyküsünü dile getiren bu kişi için Anlatıcı deyişini kullananlar, bilindiği gibi, Kayıp Zamanın İzinde’nin okurları, daha doğrusu eleştirmenleri olmuştur. “Ben” deyişi bizleri, okur olarak kimi kez yazar Proust’a, kimi kez metin içindeki “ses”in sahibi olan görgü tanığı Anlatıcıya, kimi kez Anlatıcıyla bazı anları örtüşen, olayları yaşamış ya da yaşamakta olan kahramana gönderir.
Anlatıcının varlığı, duyguları, izlenimleri, acıları, kırgınlıkları, anımsamaları hep bu “Ben”in değişik anlardaki “dilsel gerçekleşmeleri” içinde saklıdır. Okurlar, her şeyi bu anlatan “Ben”in gözlemleriyle edinirler. “Ben’in anlattıkları neyi, ne kadar veriyorsa, sezdiriyorsa, okurlar da yorumlarını buna göre yaparlar. Ama hemen şunu da belirtelim: “Ben”, öznenin kendi kendini ruhsal çözümlemeden geçirmesinin, doğrudan doğruya kendisini tanıtmasının “dilsel aracı” değildir. Kayıp Zamanın İzinde’deki Anlatıcı, olayları canlandıran, rolleri oynayarak temsil eden (mimesis olgusu) bir kişi değil, gördüklerini, hissettiklerini, anımsadıklarını, dolayısıyla yaşayarak edindiklerini dilsel olarak aktaran (diegesis olgusu) bir Gözlemleyici- Anlatıcıdır.
Nitekim Kayıp Zamanın İzinde’nin son cildi olan Yakalanan Zamanda Anlatıcının şu sözleriyle bitecektir:
‘[E]serimi tamamlayacak vakti bulabilirsem, her şeyden önce insanları, birer hilkat garibesine benzetme pahasına da olsa, mekânda kapladıkları kısıtlı yere karşılık, Zaman içinde çok büyük, ölçüsüzce uzatılmış bir yer kaplayan varlıklar olarak tasvir edecektim kesinlikle, çünkü insanlar, yıllara dalmış devler misali, yaşamış oldukları, sayısız günden oluşan, birbirinden uzak dönemlerin hepsine aynı anda değerler.” (Yakalanan Zaman, 355).” (M. Rifat, 2009a: 40-42)ANLATICININ GÖZÜYLE KAYIP ZAMANIN İZİNDE’NİN YAZAR KARAKTERİ BERGOTTE
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kayıp Zamanın İzinde’nin #müzikçi figürü Vinteuil, #ressam figürü Elstir, yazar figürüyse Bergotte’tur. Bu üç sanatçı, Proust’un #ToplumsalBenlik ile #YaratıcıBenlik (ya da İnsan / Yapıt) arasındaki farkı göstermek için de yarattığı kişilerdir. Proust “temelde bir insanın, toplum içinde sıkıcı, sıradan, donuk, hatta kişiliksiz denebilecek özellikler taşıyabileceğini ama buna karşılık büyük bir sanatçı olabileceğini belirtir.” (M. Rifat, 2009a: 80).
Yine Proust’a göre “en nükteli, en iyi eğitimli, insanlarla ilişkisi en iyi düzeyde olan biri değil de, bir ayna olmayı bilen ve sıradan da olsa kendi yaşamını yansıtmayı bilen (başarabilen) kişi bir yazar (bu bağlamda Bergotte söz konusu elbette) olabilir ancak.”(M.Rifat, 2009a: 79)
Demek ki Bergotte da yazar karakteri olarak Proust’un estetik görüşlerini ortaya koymak için yarattığı kişilerden biridir.
Anlatıcı Bergotte adını ilk kez Swann’ların Tarafı’nda (1.cilt) kendisinden yaşça büyük okul arkadaşı Bloch’tan duyar (“Combray” bölümü, 94-95)1. Bergotte Swann’ların dostudur, Swann’ın kızı Gilberte’le birlikte şatoları, katedralleri gezer. Racine’le yakından ilgilenir (bu konuda küçük bir broşür yayımladığını da öğreniriz Swann’dan).
Anlatıcı giderek Bergotte’un üslubuna hayranlık duymaya başlar (Swann’ların Tarafı, 98-99).Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde’de (2. cilt) eski büyükelçi Norpois tarafından hem özel yaşamı hem yeteneği konusunda çok sert biçimde eleştirilir (44-47). Anlatıcı Bergotte’la ilk kez Madam Swann’ın davetinde karşılaşır ve okuduğu kitaplarına bağlı olarak kafasında canlandırdığı Yaratıcı Benlik ile bu davette karşılaştığı İnsan arasındaki farkı görünce hayal kırıklığına uğrar (Yapıt / İnsan karşıtlığının belirmesi). Anlatıcı bu çarpıcı anla ilgili gözlemlerini şöyle dile getirir:
“Mme Swann davetlilerden birçoğuna beni tanıttıktan sonra, birdenbire, benim ismimin ardından (…) ak saçlı büyük ozanın adını söyleyiverdi. Bergotte adı, üzerime boşaltılmış bir tabancanın sesi gibi beni yerimden sıçrattı, ama çabucak toparlanıp selam verdim. Karşımda (…) selamıma karşılık veren, genç, kaba görünümlü, kısa boylu, tıknaz, miyop, salyangoz biçimi, kırmızı burunlu, siyah keçi sakallı bir adamdı. Kahrolmuştum; tuz buz olan, ardında bir iz bile kalmamış yorgun ihtiyar değildi sadece, aynı zamanda muazzam eserinin güzelliğiydi; özel olarak bu eser için, adeta bir tapınak gibi inşa etmiş olduğum, gücü tükenmiş, kutsal organizmada barınabilmişti o eser, ama karşımdaki yassı burunlu, siyah keçi sakallı, kısa boylu adamın bodur, damarlarla, kemiklerle, sinir düğümleriyle dolu bedeninde ona hiçbir yer yoktu. Benim, kitaplarının şeffaf güzelliğini ağır ağır, özenle, damla damla damıtarak bir sarkıt gibi biçimlendirmiş olduğum Bergotte, salyangoz burundan ve siyah keçi sakaldan vazgeçilemediği anda, birden bire hiçbir işe yaramaz hale gelivermişti (…) Burun ve keçi sakal, kaçınılmaz ve son derece rahatsız edici unsurlardı; ben Bergotte’un şahsiyetini tepeden tırnağa baştan kurmaya çalıştıkça, bu özellikler hiç durmadan, etkin ve kendinden memnun bir kişiliği işaret ediyor, üretiyor, salgılıyordu sanki; bu da oyunun kurallarına aykırıydı; çünkü bu kişiliğin, yumuşak, ilahi bir bilgeliğin hâkim olduğu, gayet iyi bildiğim kitaplarına damgasını vurmuş olan türden bir zekâyla hiçbir ilişkisi yoktu. Kitaplarından yola çıkarak asla bu salyangoz burna varamazdım; ama aldırışsız, kendi başına, keyfince hareket eder gibi görünen bu burundan yola çıktığımda da, Bergotte’un eserinden tamamen farklı bir yöne doğru ilerliyordum.” (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, 109-110).
Bergotte, Guermantes Tarafı’nda (3. cilt) Guermantes düşesinin verdiği davetlere katılır ve bundan çok hoşlanır. Yine aynı ciltte Bergotte’un çok hasta olmasına karşın sık sık Anlatıcının evine gittiğini görürüz (özellikle de Anlatıcının büyükannesinin rahatsızlığı sırasında). İyice çökmüş, konuşkanlığı da gitmiştir. Anlatıcı ise onun eserlerine aynı ilgiyle bakmamaktadır artık:
“(…) Bergotte, her gün uğrayıp yanımda uzun saatler geçiriyordu.
(…) Ama eskiden, sözü hiç kesilmeden konuşmak üzere gelirdi, şimdiyse konuşması beklenmeden, uzun uzun susmaya geliyordu. Çünkü çok hastaydı; kimileri, büyükannem gibi idrarında albümin olduğunu söylüyordu, kimileri de bir tümörü olduğunu. Giderek zayıf düşmekteydi; bize gelirken merdiveni zor çıkıyor, inerken de zorlanıyordu. Tırabzana tutunduğu halde sık sık sendeliyordu; dışarı çıkma alışkanlığını, imkânını tamamen kaybetmekten korkmasa, sanırım evinden çıkmazdı; kendisini o zinde ‘keçi sakallı adam’ olarak tanıyalı daha pek uzun zaman olmamıştı oysa. Artık hiçbir şeyi göremiyor, hatta konuşmakta da zorlanıyordu sık sık.
Ama bir yandan da, o güne kadar ortaya koymuş olduğu eserler, Mme Swann’ın öncülüğünde çekingen çabalarla tanıtılmaya çalışıldıkları dönemde, sadece entelektüeller tarafından bilinirken, şimdi aksine, herkesin gözünde yücelmiş, güçlenmiş, olağanüstü bir güçle, geniş kitlelere yayılmıştı. Şüphesiz, bir yazarın ancak ölümünden sonra ün kazandığı olur. Oysa Bergotte henüz hayattayken, kendisi henüz varmadığı ölüme doğru ağır ağır yol almaktayken, eserlerinin Şöhret’e doğru yol alışını izliyordu. Ölü bir yazarın ünü, hiç değilse kendisine yorgunluk vermez. Adının şaşaası, mezartaşında son bulur. Ebedî uykunun verdiği sağırlıkla Şöhret tarafından rahatsız edilmez. Ancak Bergotte için, karşıtlık henüz tam olarak sağlanmamıştı. Gürültüden rahatsız olacak kadar canlıydı henüz. Zorlukla da olsa hâlâ kıpırdıyor, öte yandan eserleri, sevdiğimiz, ama taşkın gençlikleri ve gürültülü eğlenceleri bizi yoran kızlar gibi sıçrayarak, her gün yatağının ayakucuna yeni hayranlar sürüklüyordu.
Şimdi bize yaptığı ziyaretler, benim açımdan, birkaç yıl gecikmiş sayılırdı; çünkü ona eskisi kadar hayran değildim. Bu durum, şöhretinin artmasıyla çelişkili değildi aslında. Bir yazarın eserinin tam olarak anlaşılıp muzaffer olması, hemen her zaman, henüz tanınmamış başka bir yazarın, güç beğenir birkaç zihinde, hâkimiyetini tamamlamakta olan akımın yerine geçen yeni bir akım koymaya başlamasından sonra gerçekleşir. Bergotte’un tekrar tekrar okuduğum kitaplarında, cümleler gözlerimin önünde kendi fikirlerim kadar, odamdaki eşyalar, sokaktaki arabalar kadar açık seçikti. Her şey, hep gördüğümüz şekliyle olmasa bile, en azından, artık görmeye alıştığımız şekliyle betimlenmişti. Oysa yeni ortaya çıkan bir yazarın eserlerinde, nesneler arasındaki ilişkiler, benim bildiğim bağlantılardan o kadar farklıydı ki, yazdıklarından neredeyse hiçbir şey anlamıyordum. (…) Buna rağmen, jimnastikten sıfır alan, sakar bir çocuğun, daha becerikli bir çocuğa olan hayranlığını besliyordum yeni yazara. Bu noktadan itibaren de, anlaşılırlığı bana yetersizlik gibi görünen Bergotte’u daha az takdir etmeye başladım. ” (Guermantes Tarafı, 292-293)
Kayıp Zamanın İzinde’nin beşinci cildi Mahpus’taysa Bergotte’un ölümü anlatılır. Üremi krizi geçirdiği günlerde hasta yatağından kalkıp Vermeer’in Delft Manzarası tablosunu görmeye gider ve tablodaki “küçük sarı duvar parçasını”, tablonun “müthiş dokusu”nu seyrederken fenalaşır ve yere yıkılıp ölür. “Proust aslında burada Mayıs 1921’de Paris’te Jeu de Paume Müzesi’ndeki Hollanda resmi sergisini gezerken geçirmiş olduğu ciddi rahatsızlığa gönderme yapmaktadır” (M. Rifat, 2009a: 43).
Şimdi Anlatıcı’nın Bergotte’un ölümünü betimleyen sözlerine yer verelim:
“Ölümü şu koşullarda olmuştu: Hafif denebilecek bir üremi krizi nedeniyle dinlenmesi söylenmişti. Ama bir eleştiri yazısında, Vermeer’in, çok sevdiği ve çok iyi bildiğini zannettiği (Hollandalı ressamlar sergisi için Lahey Müzesi’nden ödünç alınmış olan ) Delft Manzarası adlı tablosunda, (kendisinin hatırlamadığı) küçük, sarı bir duvar parçasının, tek başına incelendiğinde değerli bir Çin sanatı örneği gibi, kendi başına yeterli bir güzelliğe sahip olduğunu okuyunca, Bergotte birkaç patates yedi, sokağa çıktı ve sergiye gitti. Daha çıkması gereken ilk basamaklarda, başı dönmeye başladı. Birçok tablonun önünden geçti (…). Nihayet Vermeer tablosunun önüne geldi; (…) minik sarı duvar parçasının müthiş dokusunu gördü. Baş dönmesi artıyor, Bergotte, yakalamak istediği sarı kelebeğe bakan bir çocuk gibi, gözlerini o değerli duvar parçacığından ayıramıyordu. ‘Ben de böyle yazmalıydım’ diye düşünüyordu. ‘Son kitaplarım çok kuru; üst üste kat kat renk sürmem, bu küçük sarı duvar parçası gibi, cümlelerime kendi başlarına bir değer kazandırmam gerekirdi’. Bu arada baş dönmesinin ciddiyeti dikkatinden kaçmıyordu. Karşısında ilahi bir terazi görüyordu; bir kefesinde kendi hayatı, öteki kefede ustaca sarıya boyanmış küçük duvar parçası durmaktaydı. İlk kefeyi ihtiyatsızca ikincisine feda ettiğini görüyordu. ‘Akşam gazeteleri için bu serginin haberi haline gelmek istemezdim oysa’ diye düşündü. Kendi kendine tekrarlıyordu: ‘küçük sarı duvar parçası ve sundurması, küçük sarı duvar parçası’ O sırada, yuvarlak bir kanepenin üzerine yığıldı; birdenbire, hayatının tehlikede olduğunu düşünmekten vazgeçip iyimserliğe kapılarak ‘Patatesler iyi pişmemişti, hazımsızlık yaptı, önemli bir şey değil’ dedi kendi kendine. Son bir krizle yıkıldı, kanepeden yere yuvarlandı, bütün ziyaretçiler ve görevliler başına üşüştüler. Ölmüştü. Sonsuza dek mi? Kimbilir? (…)
(…)
Bergotte gömüldü., ama cenaze gecesi, ışıklı, vitrinlere üçer üçer dizilmiş kitapları, kanatlarını açmış melekler gibi nöbet tuttular; artık aramızda olmayan Bergotte’un dirilişini simgeliyorlardı sanki.”2 (Mahpus,182-184).
“Edebiyat tarihçileri ve eleştirmenler Bergotte’un gerisinde model olarak Anatole France’ı görmüşlerdir. Ama Proust’un, Bergotte adını Paul Bourget ile Henri Bergson adlarının karışımından oluşturduğu da ileri sürülür. Ayrıca Alphonse Daudet ile Maurice Barrès’in de bazı açılardan Bergotte’a model olduğu belirtilmiştir.” (M. Rifat, 2009a: 43). Proust’un Bergotte figürünü zenginleştirirken Ruskin, Renan, Leconte de Lisle ve Anna de Noailles gibi yazarların özelliklerinden esinlendiği de bir başka görüştür. (Bouillaguet, 2004:131).NOTLAR:
(1) Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmakadlı kitabımızda Anlatıcının Bergotte adını ilk kez arkadaşı Bloch’tan duyduğu belirtilirken bu anlatımın geçtiği yer olarak da 1. cildin 2. bölümü gösterilmiştir (s. 42). Doğrusu burada vurguladığımız gibi 1. cildin 1. bölümü (Swann’ların Tarafı, “Combray”) olacaktır.
(2) Bergotte’un ölümüne ilişkin sahneyi bütünleyecek son birkaç tümceyi de yazdırdıktan bir gün sonra Marcel Proust da ölecektir (M. Rifat, 2009a: 17). Bu nedenle yapıtının daha önce yazmış olduğu ve içinde Bergotte’tan söz ettiği bölümleri gözden geçirememiştir yazar. Sözgelimi, Mahpus’ta ölümünü okuduğumuz (s. 182-184) Bergotte’tan, yine aynı ciltte yaşamakta olan biri olarak söz edilir (Charlus, Anlatıcıdan Morel’in yazdıklarıyla ilgili olarak Bergotte nezdinde bir girişimde bulunmasını ister, s. 217), ya da yedinci ve son cilt olan Yakalanan Zaman’da (s. 10) Bergotte’un Saint-Loup’ların evine gidip gelmekte olduğu vurgulanır.KAYNAKÇA
BOUILLAGUET, Annick 1994 Marcel Proust. Bilan critique.Paris: Nathan.
BOUILLAGUET, Annick ve B. G. Rogers (yönetiminde) 2004 Dictionnaire Marcel Proust.Paris: Honoré Champion.
DELEUZE, Gilles 1964 Marcel Proust et les signes.Paris. P.U.F.
IFRI, Pascal, 2008 Proust. Grez-sur-Loing: Pardès (“Qui suis-je” dizisi).
KARPELES, Eric 2008 Paintings in Proust. A visual Companion to in Search of Lost Time.Londra: Thames &Hudson. (Fransızca çevirisi: Le Musée imaginaire de Marcel Proust. Paris: Thames &Hudson, 2009).
LAGET, Thierry 1998 L’ABCdaire de Proust.Paris: Flammarion.
PROUST, Marcel 1954 (1965) Contre Sainte-Beuve. Paris: Gallimard (yayıma hazırlayan ve önsözünü yazan: Bernard de Fallois); Idées dizisi 1965. (Önsöz’süz Türkçe çevirisi: Sainte-Beuve’e Karşı, Ankara, Doğu Batı, 2006; çev.: R. Hakmen.) 1971 Contre Sainte-Beuve (Pastiches et Mélanges ve Nouveaux Mélangesile birlikte). Paris: Gallimard (Pléiade ; hazırlayan: P. Clarac ve Y. Sandre ). 1987-1989 À la recherche du temps perdu. Paris: Gallimard, Pléiade ( J-Y. Tadié yönetiminde hazırlanan baskı), 4 cilt (ayrıca bkz. P. Clarac ve A. Ferré’nin 1953’te aynı yayınevi için hazırladıkları 3 ciltlik baskı). 1996-2001 Kayıp Zamanın İzinde.İstanbul: YKY, 7 cilt, çeviren: R. Hakmen. (Proust’un romanlarından yaptığımız alıntıların kaynağı bu ciltlerdir.) 2001 Essais et articles.Paris: Gallimard (Folio essais). 2007 Correspondance(haz. J. Picon). Paris: Flammarion.
RACZYMOW, Henri, 2005 Le Paris retrouvé de Marcel Proust. Paris: Parigramme.
RİFAT, Mehmet 2009a Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak.İstanbul: İş Kültür. 2009b “En Ünlü Roman Kişisi”,Varlık, Nisan 2009, s. 43-44.
TADIÉ, Jean-Yves 1971 Proust et le roman.Paris: Gallimard (Tel dizisi: 2000). 1983Proust, le dossier.Paris: Pierre Delfond. 1996 Marcel Proust. Biographie. Paris: Gallimard (Folio dizisi, 2 cilt: 1999). 1999 Marcel Proust. La Cathédrale du temps. Paris: Gallimard (Découvertes dizisi).
[Proust Kaynakçası için ayrıca bkz. M. Rifat, Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak,a.g.y., s. 43-146.]#kibarlardünyası #aşkdünyası #sanatdünyası #gözlemleneninsan #başyapıt #FransızEdebiyatı

Sorry, there were no replies found.